>ВВЦ Bütün Rusya Sergi Merkezi

25 Eyl

>

Çiftçi kızı ve çoban Moskova’da tanıştılar. Ülkenin kuzeyinden gelen çiftçi kızı ile kafkas dağlarından gelen çoban birbirlerine aşık oldular. Böyle bir olay ancak ulusun ana sergisinde olabilirdi. Ünlü Sovyet filmi Swineherd and Sheperd bu romantik hikayeyi anlatıyor ve mutlu insanların gündelik yaşamlarından sahneler veriyor.


Ulusun ana sergisi 20.yüzyılın en büyük fuar projesiydi ve Sovyetler Birliğinin başarılarını gösteriyordu. (İlk ismi Sovyet Birliği Tarım sergisi iken, 1959’da Ulusal Ekonomik Başarılar Sergisi ve son olarak 1992’de Bütün Rusya Sergi Merkezi olarak adlandırılmıştır.) Bu nedenle Moskova’nın kuzeyinde caddeleri ve meydanlarıyla tahta binalardan oluşan bir şehir inşa edildi. Bu sergi 1937 yılında açılıp Kasım devriminin 20. yılını işaretleyecekti. Ama bu tahta pavilyonlar Sovyet liderlerinin görüşleri doğrultusunda başarısız oldular. Stalin, inşaat alanını ziyaret ettikten sonra, bu pavilyonları beğenmedi ve büyük gücün potansiyelini yansıtmadığını düşünerek reddetti. Bu büyük, ideolojik projenin oluşmasını sağlayan mimarlar halkın düşmanı olarak ilan edildiler. Bunun üzerine yeni planlar yapıldı, hiçbir masraftan kaçınılmadı, serginin Sovyet insanı ve politik rakipler üzerinde unutulmaz bir izbırakması için çalışıldı. Toplamda 250 tane, kimisi metal, kimisi mermer, kimisi beton pavilyon diğer ahşap binaların arasına yerleştirildi. Çok güzel fontanlar, görkemli tesisler caddelerde ve bu fantastik şehrin meydanlarında yerlerini aldı. Parkları ve bahçeleri egzotik bitkilerle süslemeyi, hatta girişin yanlarına palmiyeler dikmeyi planladılar. Bunları canlı tutmak için kış boyunca toprak ısıtılacaktı. Gezecekler için metrodaki yürüyen merdivenlere benzer yürüyüş bantları planlandı. Ancak planların bazıları uygulanamadı.

1 Ağustos 1939’da bu sergi kompleksinin açılışı yapıldı. Sergi alanına yaklaşırken misafirler Vera Mukhina tarafından yapılan 25 metrelik fabrika işçisi ve kolektif çiftçi heykelini gördüler. Bu devasa paslanmaz çelik figürler, başlarının üzerinde orak ve çekiç tutan kadın ve erkek figürleri, Sovyetlerin sembolü haline geldi. Şu anda bu heykel restorasyon altında ve 2007 yılına kadar görülemeyecek.

Bir başka heykel, şimdi sökülmüş ve unutulmuş olan, restore edilmeyecek 10 metrelik temel üzerine yerleştirilmiş 15 metrelik Stalin heykelidir. Bu heykelin yerinde şu anda, Yuri Gagari’nin Vostok aracıyla uzaya çıkışını simgeleyen 1964’de dikilmiş olan bir anıt bulunmaktadır. Bu anıtın altında ise uzay müzesi yeralır. Bu müzede Gagarin’in dünyanın etrafında dolaştığı Vostok1 gibi araçlar sergilenir.


Stalin heykeli ideal lideri anlatmak için yapıldı, ama devasa bir idol gibi göründü ve heykelin içinde başka bir Stalin heykeli vardı. Yani Stalin’in içinde bir diğer Stalin gibi. Heykel hazır olduğunda, heykeltraşlar eskizini ne yapacaklarını bilemediler. Yok edemezlerdi çünkü bu politik bir hareket gibi görünebilirdi. Bunun üzerine eskiz olarak hazırlanan Stalin heykeli dev boyuttaki aslının içine yerleştirildi. Sanki birinin içinde diğeri olan matruşkalar gibi.

Sergi olağanüstü başarı kazandı ve ilk ay 3.5 milyon insan ziyaret etti. 1941 yılında sergi sadece 2 ay açık kalabildi. Sovyetler birliğinin Nazi işgaline girmesiyle kapandı. Çünkü sergi merkezindeki tüm çalışanlar Sovyet ordusuna katıldılar ve cepheye gittiler.

Ancak kısa bir süre sonra sergi alanı film stüdyosu olarak yeniden açıldı. Swineherd ve Sheperd filmini izlerken, filmin çekildiği bu sergi alanındaki sahnelerin, yaklaşan bir savaş altında olduğuna inanmak imkansızdır. Oysa bu sırada Nazi uçakları Moskova’yı bombalamaya başlamıştır bile. Sıradan milyonlarca insan için bu film, barış, mutluluk ve huzur dolu bir hayatın kabulüydü ve kominist cennet dünyasının gerçeğe dönmesiydi.

Eğer aralıksız çalan müziği ve sizi mağazalara davet eden anlamsız ve rahatsız edici reklam panolarını, duvarlardaki çatlakları umursamazsanız, bu fantastik şehri yarım yüzyıl önceki haliyle gözünüzde canlandırabilirsiniz.



1954’de sergi bugünkü son halini aldı. 1930’ların temelini koruyarak, daha görkemli ve daha lüks oldu. Giriş 90 metre yüksekliğinde zafer anıtıyla dekore edildi ve ellerinde buğday demeti tutan traktör şoförü ve çiftçi kadın heykeli ile taçlandırıldı. Ana pavilyon Roma tapınağına benzer bir yapıya dönüştürüldü. Bir Roma tapınağı, Babil Sarayı, Gotik Katedral gibi… Pavilyonun önüne büyük bir meydan ve meydana da “İnsanların Kardeşliği” fontanı yapıldı. Bu fontan 16 bronz kız heykeli ile dekore edildi ki bu heykellerin her biri Sovyet Birliği Cumhuriyetlerinin ulusal giysileri içindedir. Her iki fontandan 1 ton su fışkırmaktadır ve suların yüksekliği 8 katlı bir binaya ulaşacak kadardır.Bu fontanın suları her yıl 1 Mayıs’da açılır.Yakınlarda bunun kadar etkileyici bir diğer fontan daha vardır ki o da taç çiçek şeklindedir.

Bu meydanın etrafındaki pavilyonlar Sovyet Cumhuriyetlerini ve ana bölgelerini temsil eder ve buna göre adlandırılmışlardır. Herbiri kendine göre değişik dizayn ve dekora sahiptirler.en güzel pavilyonlardan biri olan Özbekistan, şimdiki adıyla Kültür pavilyonunun girişinde görkemli ve havalı sütunlarla çevrelenmiş etkileyici bir fontan bulunur. Duvarlarında ve giriş kapısında çini ve oyma sanatının güzel örnekleri görülebilir. Bir diğer pavilyon Ukrayna’ya adanmış, duvarlarında çiçek ve meyva motifli seramik paneller olan nişli ve optimistik görünümlü olandır. Çatısında altın mozaiklerle süslenmiş heykeller bulunur.

Sovyetler Birliğinin endüstriyel başarılarını simgeleyen mekanizasyon meydanındaki devasa pavilyonlar da görülmeye değerdir. Ana meydan dağılmış daha küçük boylu ama temalı pavilyonlarla çevrelenmiştir. Bunlardan biri, peri masalından çıkmış bir köyevi gibi görünen, ahşap oymalı ve bronz kız heykelli, diğeri İmparatorluk stili, minyatürlerle süslü bir konak, bir başkası ihtişamlı bir saray, camları gaz lambası şeklinde ve gül motifleri ile süslenmiş, herbiri ayrı güzelliktedir.

Bütün bu heykeller, fontanlar ve yapılar, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sanki bulundukları yere ait değillermiş gibi dururlar. Bu eski ve yaşlı görkemin kalıntılarını korumak için yapılan sonuçsuz çabalar da yavaş yavaş tükenmektedir. Buğdayın altın kulağı fontanı yaşlı bir adamı andırmaktadır. Buğday başaklarının arasından fışkıran suların günleri geçmiştir artık ve sanki rüzgarda dağılan başak etkisi yoktur artık. Bugün bu fontan hayatının kalanını yaşamaktadır ve hareketsiz su birikintisinde kendi yansımasını seyretmektedir.

1992 yılında Ulusak Ekonomik Başarılar Sergisi adı Bütün Rusya Sergi Merkezi olarak değiştirildi. 90’ların ortasında alanın birçok sergisi kapatılmış, birçok bina kiralanmış ve buralarda ucuz çin malları satılmaya başlanmıştır. Ancak içinde hala daha bir fuar merkezi bulunmaktadır.


Bugün hala bu sergi merkezi binlerce kişiyi çekmektedir ve bunun nedeni sadece buranın Sovyet mimarisini içeren bir açık hava müzesi olması değildir. Aynı zamanda Gorki Park gibi birçok eğlencenin ve aktivitenin yapılabildiği bir alan olduğu içindir. Burada, merkezin ortasından geçen küçük bir trene binip gezebilir, 75 metre çapındaki dönme dolapla çok yükseklere çıkabilir veya roller costerla daha heyecan verici duyguları keşfedebilirsiniz.

Likhobory girişinin yanında bulunan bir balıkçı köyünde balık tutabilirsiniz. Oltanızı yanınıza almadığınıza üzülmeyin, bir tane kiralayıp tuttuğunuz balıkları çevredeki yörel restoranlarda hazırlatabilirsiniz. Yakınlardaki bir kulübede dinlenebilir ya da fin hamamında harcadığınız enerjiyi geri kazanabilirsiniz. Ayrıca, Likhoborka nehrinin kıyısındaki doğal ormanda Moskova’nın en iyilerinden biri olan paintball kulübüne de gidebilirsiniz.

Rusya Sergi Merkezindeki pavilyonlar değişik temalara adanmıştır. İnşaat ve mimariden arıcılığa, sağlık ürünlerinden mobilyaya kadar birçok ürün bulunur. Kültür pavilyonu ise Rus halk sanatının en güzellerini ve iyilerini sergiler. Pavilyon 71, ana pavilyonun hemen sağındaki, buz devri isimli bir müze içerir. Kim zamanın içinde bir yolculuğa çıkıp, dünyanın milyon yıl önceki haline bir bakış atmak istemez ? Gerçek bir mamutun dişlerine dokunmak istemez ? Müzenin kurucusu Fyodor Shidlovsky 20 yıldan fazla bir süre mamut, mağara ayıları ve diğer buz çağı hayvanlarının kalıntılarını ve fosillerini topladı, paleantolojik bir kolleksiyon yarattı. Bu müzenin içinde sanki binlerce yıl öncesinde bir ormanın içinde gibi olursunuz ve kutup kurdu ya da yünlü gergedanla karşılaşabilirsiniz. Prehistorik avcıların kazdığı bir çukurun dibinde durup, düşmüş dev bir mamuta bakabilirsiniz ve kendinizi bu buzul bölgesinin bir kaşifi gibi hissedebilirsiniz. Bu heyecan verici tur fokurdayan şelaleler, kükreyen hayvanlar ve pırıltılı ışık efektleri ile süslenmiştir. Bu fantastik müzeyi gezerken, bazıları mamut dişinden yapılmış fildişi oymalarını da görmeyi ihmal etmeyin. Son olarak sergi merkezinden çıkmadan önce arıcılık pavilyonundan yüzlerce değişik kokulu ve baharatlı ballardan size uyanını seçmeyi unutmayın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: